Üye Olmak İstiyorum
Şifremi Unuttum
![]() |
|
|||||||
| Edebiyat Deyimler Sözlüğü Edebiyat Deyimler Sözlüğü Bu Bölümde.. |
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
![]() |
1. Kalıplaşmış söz Öbekleridir. Cümle hâlinde olanları da vardır.
a. Kalıplaşmış söz öbekleri biçiminde olan lar: Dört elle sarılmak, göz kulak olmak, çorbada tu*zu bulunmak, tere yağından kıl çeker gibi, gün gör müş, dört gözle beklemek.. b. Cümle durumunda olanlar: Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Ana usta yufka yapar, çocuk usta çift çift kapar. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle. (anla) Senin aradığın kantar, Bursa’da kestane tartar. 2. Kalıplaşmış sözler olduğundan sözcükle rinin yerleri değiştirilemez, onların yerine ” eş anlamlı sözcükler” konulamaz. 3. Genellikle gerçek an lamlı olan deyimler de vardır. a) Mecaz Anlamlı Olanlar: bir tasla iki kuş vurmak (bir eylemle iki sonuç elde etmek) eşeğini sağlam kazığa bağlamak (işini güven altına almak) gözü gibi sakınmak (Bir zarar gelmesin diye özenle korumak) iğneli söz (dokunaklı söz) kafa yormak (bir şey üzerinde çok düşünmek) b) Gerçek Anlamlı Olanlar: bin pişman olmak, Hem suçlu hem güçlü, Çoğu gitti azı kaldı, yükte hafif pahada ağır 4. Mastarla biten deyimler cümlede çekimli duruma gelebilir: burnundan (fitil fitil) gelmek => Burnundan (fitil fitil) geldi. kendi kendine söz vermek=> Kendi kendime söz verdim. kokusunu almak=> Kokusunu almış. Şimdi de Deyimler Sözlüğüne ALFABETİK olarak göz atalım. A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z Aba altından değnek göstermek: Sakin, yumuşak görünmekle birlikte karşısındakini gizliden gizliye korkutmak.”Sakın onlara aba altından değnek göstermeye kalkma, yoksa kaçırırsın.” Abacı, kebeci, ara yerde sen neci?: “Tamam, ilgililer bu işe karışabilirler, ama sen neci oluyorsun” anlamında kullanılır. Abayı yakmak: Gönül verip âşık olmak, tutulmak.”Türkmen kızına abayı yakalı beri, sazı elinden düşürmez oldu.” Abbas yolcu: 1. Yola çıkmaya kesin kararlı.”Abbas yolcu! Daha fazla oyalamayın.” 2. Ölmek üzere (olan). “Komaya girdi, abbas yolcu mu ne?” Abesle iştigal etmek: Yersiz, yararsız, boş ve anlamsız şeylerle vakit geçirmek.”Şu yaşa geldin, ama abesle iştigal etmekten vazgeçmedin.” Abuk sabuk konuşmak: Düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan söz söylemek. “Yeter artık, abuk sabuk konuşmalarına daha fazla dayanamayacağım.” Abur cubur: Yararlı olup olmadığı düşünülmeksizin rast gele yenen, yemek yerini tutmayan yiyecekler.”Ne diye çocukların karnını abur cuburla doyuruyorsun?” Aceleye getirmek (dara getirmek): 1. Bir işi gerektiği gibi yapmayıp, zaman darlığından yararlanarak birini aldatmak. “Tezgâhtar aceleye getirerek gömleğin defolusunu vermiş.”2. Zaman darlığı sebebiyle gereken özeni göstermemek. “Yazın hiç de güzel değil, aceleye getirmişsin.” Acemi çaylak: Toy, tecrübesiz, beceriksiz. “Acemi çaylağa bak hele! Sen mi tamir edeceksin o saati?” Acı çekmek (duymak): 1. Ağrı, sızı duymak. “Kazadan sonra çok acı çekti.” 2. Üzülmek, üzüntü içinde kalmak.”Eşini kaybedeli on yıl oldu ama o hâlâ acı çekiyor.” Acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek): Bir şeyin verdiği acı, üzüntü benliğinde derin iz bırakmak.”Elindeki tek evi de yanıp kül olunca acısı yüreğine işledi.” Acısını çekmek: Yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntüyü yaşamak.”Kestiğim o ağacın hâlâ acısını çekiyorum.” Acısını çıkarmak: 1. Acılığını yok etmek.”Yağda kavurarak acısını aldı.”2. Önceden uğradığı maddî ve manevî zararı sonradan gidermek. 3. Öç almak.”Bir gün bana yaptıklarının acısını senden çıkaracağım.” Acı soğuk: Keskin, hoşa gitmeyen, çok üşütücü soğuk.”Acı soğuk insanın iliklerine işliyordu.” Acı söz: İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz.”Bu acı sözlerine kim katlanır sanıyorsun?” Aç acına: Aç olarak, hiçbir şey yemeden.”Bu iş aç acına yapılmaz.” Açığa çıkarılmak (alınmak): İşinden çıkarılmak, görevine son verilmek.”İşe üç gün geç geldi diye açığa alındı.” Açığa vurmak: Gizli, saklı bir şeyi herkese duyurmak, ortaya çıkarmak.”Yıllardır içinde sakladığı sırrı mahkemede açığa vurdu.” Açığı çıkmak: Saklamakla görevli bulunduğu para, eşya veya başka bir şeyin sayım sonucu eksik olduğu anlaşılmak.”Kasiyerin salı günü akşamı on bin lira açığı çıktı.” Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak.”Hemen her yazısında bir açığını bulmak mümkün.” Açık alınla: Başarı, şeref, övünç ve dürüstlükle.”Hemen her işten açık alınla çıkar onlar.” Açık bono vermek: Bir kimseye sınırsız, istediği gibi davranma yetkisi tanımak. Açık fikirli: Olayları, gelişmeleri, yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayan; düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen kimse.”Bu toplumun açık fikirli insanlara duyduğu ihtiyaç, bugün daha fazladır.” Açık kalpli (yürekli): Samimî, içi temiz, içi dışı bir olan kimse.”Komşumuz kadar açık kalpli bir adam görmedim.” Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak.”Bu kadar kesin konuşmayalım, açık kapı bırakalım da iyi düşünebilme fırsatları olsun.” Açık konuşmak: Gerçeği sakınmadan, çekinmeden söylemek.”Daima açık konuşan insanları severim.” Açık saçık: Göreneğe, terbiyeye aykırı derecede açık (söz, davranış, elbise).”Açık saçık fıkralar anlatmaya utanmıyor musunuz?” Açık seçik: Çok açık, çok belirgin, ayrıntılarına kadar görülebilen.”Daha açık seçik konuş da anlayalım ne demek istediğini.” Açıkta kalmak (olmak): 1. İş ve görev bulamamak. 2. Yersiz yurtsuz kalmak. 3. kimilerinin elde ettikleri bir yarardan mahrum olmak.”Çoluk çocuk açıkta kaldılar fabrika kapanınca.” Açıktan kazanmak: Ortaya hiçbir emek ve sermaye koymadan gelir elde etmek, para kazanmak.”Günümüz insanı açıktan kazanmayı bir kural hâline getirdi.” Açık vermek: 1. Geliri, giderini karşılamamak.”Maaşımız yetmeyecek bu ay, galiba açık vereceğiz.”2. Ortaya çıkmaması gereken şeyi farkında olmadan belli etmek.”Dikkat et de düşmanlarına açık verme.” Açlıktan nefesi kokmak: 1. Çok fazla yoksulluk içinde bulunmak.”Dün açlıktan nefesim kokuyordu ama bugün çok şükür karnım tok.”2. Uzun zaman bir şey yemediği anlaşılmak. Açmaza düşmek: İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak. “Beni bu açmazdan ancak çocuklarım kurtarır.” Aç susuz kalmak: Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek.”Afrika kıtasının pek çok insanı aç susuz kalmış durumda.” Adama dönmek: Hoşa giden bir duruma gelmek, düzelmek.”Kapılar, pencereler boyanınca ev adama döndü.” Adamdan saymak: Değeri olmadığı hâlde bir kimseye kıymet vermek, saygı duymak. “Seni adamdan saydım diye mi naz yapıyorsun?” Adam etmek: 1. Eğitmek, yetiştirmek, belli bir seviyeye getirmek.”Sen uğraş, didin, adam et, o da sırt çevirsin sana.”2. Tamir edip kullanılır hâle getirmek, bir yeri düzene sokmak.”Bu arabayı eninde sonunda adam edeceğim.” Adam evladı: İyi bir ailenin iyi yetiştirilmiş; özü, sözü doğru çocuğu.”Bu iyiliği ancak bir adam evladı yapabilirdi.” Adam içine çıkmak: Topluluğa karışmak, eşe dosta gitmek, değerli insanların bulunduğu yerlerde olmak ve onlarla görüşmek.”Adam içine çıkmayalı uzun zaman oldu.” Adam olmak: 1. Yetişip büyümek, gelişmek, iş güç sahibi olmak.”Umarım o da bir gün adam olur.”2. Onarılıp işe yarar hâle gelmek. Adam (insan) sarrafı: Tecrübesi sayesinde insanların iyisini kötüsünü çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse. “Sen üzülme, baban insan sarrafıdır, onun ne mal olduğunu kolayca anlar.” Adam sen de (adam!): Bir işin önemli olmadığını, aldırılmaması gerektiğini anlatmak için söylenir.”Adam sen de, o katılmazsa katılmasın, biz birlikte oynarız.” Adam sırasına geçmek (girmek): Toplumda kendisine daha önce değer verilmezken, artık kendisine önem ve değer verilir olmak.”Biliyorum, seni de adam sırasına geçiren paran oldu.” A`dan Z`ye kadar: Bütünüyle, baştan aşağı.”Bu sınıfın düzeni a`dan z`ye kadar bozuk.” Adı batmak: Adı anılmaz olmak, unutulmak, sözü edilmez olmak. “Hatırlatmayın, adı batsın o adamın!” Adı çıkmak: Kötü bir şöhret kazanmak.”Bir kere adı çıkmış, ne yapsa fayda etmiyor, kimse dinlemiyor onu.” Adı kalmak: Bir kimse veya şey ortadan kalktıktan, öldükten sonra adı dillerde dolaşır olmak.”Birkaç yıl sonra İstanbul`da doğal güzelliklerin sadece adı kalacak.” Adı karışmak: İyi karşılanmayan bir olayla ilgisinin bulunduğu, o olaya karıştığı söylenmek.”Soygun işine Ali`nin de adının karıştığı söyleniyor. Doğru mu?” Adım atmamak: Kesinlikle gitmemek, uğramamak, aramamak. “Bir daha o eve adım atmamaya yeminliyim.” Adını anmamak: Bir şeyden, bir kimseden hiç söz etmemek; unutmuş görünmek.”Evi terk eden oğlunun adını anmamakta sonuna kadar kararlı.” Adını koymak: 1. İsim vermek. “Yeni doğan çocuğun adını Ali koydular.”2. Bir şeyin karşılığını veya fiyatını kararlaştırmak.”Önce adını koyalım da ona göre hareket edelim.” Adını vermek: 1. Birinin adını bildirmek. 2. Biri tarafından salık verildiğini gönderildiği kimseye söylemek. “Benim adımı ver ki işlerin çabuk görülsün.” Aforoz etmek: 1. Kilise birliğinden çıkarmak. 2. Birini yakını olmaktan çıkarmak, ilgiyi kesip uzaklaştırmak, ilişkileri tamamen koparmak.”Bütün köylü onu aforoz etmekte kararlı.”
__________________
Belde silahsız,dagda yüreksiz ,Namluda mermisiz,ALEMDE SEREFSİZ DOLAŞMADIK !!!. TC.TC. _______TC.TC.TC.TC.TC.TC.______________...TC ____TC.TC.TC.TC_______TC.TC____________TC.TC __TC.TC.TC.TC_____________TC_________TC.TC.TC _TC.TC.TC.TC_____________________TC.TC.TC.TC.TC.TC _TC.TC.TC.TC______________________ TC.TC.TC.TC.TC __TC.TC.TC.TC_______________TC_____TC.TC.TC.TC ____TC.TC.TC.TC_________TC.TC_____TC.TC__TC.TC ______TC.TC.TC.TC.TC.TC.TC.TC______TC.TC___TC.TC _______TC.TC.TC.TC.TC.TC |
|
|
|
|
|
#2 |
![]() |
Kelime topluluklarının meydana getirdiği anlama deyim denir. Deyimlerin ana unsuru,bir durum ifadesi taşımalarıdır.Bu sebeple kullanışlarında dikkatli olmak gerekir.Deyimlerin,atasözleri ve fıkra-hikayeler olmak üzere iki büyük kaynağı vardır. Deyimler,dört gramer yapısından oluşmaktadır: 1-Tek bir kelimeden ibaret olup,semantik manasına göre dikkate alınarak. 2-Bileşil fiillerin kendisinden önce gelen kelimeye karşı elde ettiği hakimiyetle. 3-İsmin fiile hakim oluşuyla. 4-Her iki öğenin eşit oranda kalıplaşmasıyla meydana gelir. Deyimlerin ana karakterini anlamak için cümle içindeki kullanılışlarına dikkat etmek gerekir.Yukarıda sıralanan nitelikler göz önüne alınarak,deyimlerin gruplandırılması şöyle yapılabilir: 1-ALAY VE EĞLENME MAKSADIYLA YAPILAN DEYİMLER: a-Tasviri olup fiil karakteri taşımadan kullanılanlar: ör:Ayran budalası b-Bir hüküm ifade edip atasözü değerine ulaşanlar: ör:Atı alan Üsküdar'ı geçti c-Hikaye karakteri gösterenler: ör:Hoppala d-Fiilin hakim olduğu deyimler: ör:Akıldan yana züğürt olmak 2-HİKAYE DEYİMLERİ: a-Tasviri mahiyette olanlar: ör:Adet yerini bulsun b-Dua mahiyetinde olanlar: ör:Bereket versin c-Hitap olarak kullanılanlar ör:Ayol d-Üzüntüyü,eseflenmeyi ifade edenler: ör:Ah…aksi şeytan e-Konuşmayı devam ettirmek amacıyla kullanılanlar: ör:Ha,ne diyordum f-Teselli mahiyetinde kullanılanlar: ör:Adam sen de 3-TASVİRİ NİTELİKTE DEYİMLER: a-Tasviri olanlar: ör:Kuyu anası b-Fiilin hakim olduğu deyimler: ör:Alçak gönüllü olmak 4-MÜBALAĞA DEYİMLERİ: a-Tasviri mahiyette olanlar: ör:Ağzı açık kalmak b-Alay ve eğlenme ihtiva edenler: ör ananın kuyruğunu koparmak c-Küçümseme,tahkir ve ihtar unsurlarını içine alanlar: ör:Yüreğinde dağ açılmak 5-DUA DEYİMLERİ: a-Nezaket ve iltifat unsurlarının hakim olduğu dua deyimleri: ör:Allah bir arada kocatsın b-Vecize mahiyetinde olan dua deyimleri: ör:Nemrut'un ateşini Hz.İbrahim'e gülzar eden Allah,sizin de yaktığınız ateşi bize selamet nuru etsin. c-İstihza yollu söylenen ve dalkavukluk çeşnisi ile bulunan deyimler: ör:Allah akıl versin,çok yaşa d-Allah'a şükür anlamında yapılan deyimler: ör:Hamdolsun,bin şükür. e-Büyü,tılsım bozmak veya yapmak için kullanılan deyimler: ör:Üzerliksin hevasın,her dertlere devasın 6-İLTİFAT,DALKAVUKLUK,YALTAKLANMA VE SEVGİ DEYİMLERİ: a-Saray çevresinde padişah ve diğer devlet ricalini tasvir,takdir ve dalkavukluk için kullanılan deyimler: ör evletli,efendizadem b-Sevgiliye veya yaranılmak istenen kimseye karşı kullanılan hitap deyimleri: ör:A canım,canımın içi,ciğerimin köşesi,elmasım c-Sevgiliyi veya yaltaklık edileni tasvir için kullanılanlar: ör:Afeti can,gazali rana,hokka gibi ağızlı,kiraz gibi dudaklı d-Sevilen veya yaranılmak istenen şahsa söylenen,fiilin hakim olduğu deyimler: ör:Keremin arpa tarlası gibi yanmak e-Aşırı bir alçakgönüllülük veya kendini küçültmekle yapılan dalkavukluklar,yalvarmalar,dua mahiyetinde olanlar: ör:Bağışlayınız,af buyurunuz,Allah ömürler versin 7-BEDDUALAR: a-Uzuvlar üzerine yapılan beddualar: ör:Ağzı kurusun,burnu kırılsın,elleri yumurcaktan kopsun b-Soyut anlam taşıyanlar: ör:Adı batsın,Aklı kurusun c-Vasıtala Beddualar: ör:Ziftin pekini ye d-Alay yollu beddualar: ör eli diyenin tepesi delinsin,iki gözün bir delikten fırlasın 8-İHTAR MAHİYETİNDE DEYİMLER: a-Tek kelimeden ibaret olanlar: ör:Savul,yıkıl v.b. b-Soyut anlam taşıyanlar: ör:Hanya'yı Konya'yı haddini bildiririm. c-Uzuvlara dayanılarak yapılan ihtarlar: ör:Ağzını düzelt,dilini tut d-Vasıtalı ihtarlar: ör:Eşek sudan gelinceye kadar dövmek 9-KÜFÜR VE HAKARET DEYİMLERİ: a-Tek kelime halinde olan,içinde tasviri,soyutluk ve hafif bir şekilde kıyaslama unsurları bulunan küfür ve hakaret deyimleri: ör:Alık,balkabağı,marsık,kınamsık b-Tek kelime halinde olan fiili hakaret deyimleri: ör:Zıbarmak,kudurtmak c-Birden fazla kelimeli fiili hakaret deyimleri: ör.Boyundan büyük işe kalkışmak d-Tasvir unsuru hakim olanlar: ör:Ayran budalası,düz taban,çenesi düşük e-Hayvanlardan yararlanılarak yapılan ve herif gibi kelimelerle beraber kullanılan ağır küfür ve hakaret deyimleri: ör:Ağanın beygiri,kılkuyruk herif,köpoğlu v.b. 10-SEDAYI TAKLİDEN MEYDANA GELEN DEYİMLER: Bu deyimler,doğadaki tabii ses taklitleriyle yapıldıkları gibi anlamsız kelimelerin yan yana gelmesiyle de meydana gelebilirler. Bunlarda amaç,tasvir ettikleri semantik manadır.Söz konusu ses taklidi bir kelimeyle açıklanır. ör:Bıcı bıcı yapmak. Yukarıda deyimlerinin ve atasözlerinin gramer ve fonetik açıdan sahip oldukları özellikler sıralanmıştır.Şimdi bu iki türün birbirleriyle olan ilişkilerini gözden geçirmeye çalışacağız. Deyimlerin Atasözlerinden farkı şöyle özetlenebilir: 1-Deyimler kavram ve durum bildirirler. 2-Deyimlerin mecazlı anlamı vardır. 3-Deyimlerin öyküsü,efsanesi ve kaynağı genellikle vardır. 4-Deyimleri anlatım kalıbı olarak görebiliriz. 5-Deyimlerde kesin hüküm,öğüt,yol göstericilik yoktur.Bu yüzden genel kural oluşturmazlar. Not:Atasözleri için de yukarıda belirtilen açıklamaların tersi geçerlidir. Deyimler ile atasözlerinin benzer tarafları şunlardır: 1-Her ikisinde de kelimelerde mecaz,istiare ve kinaye vardır. 2-Kelime dizilişleri değiştirilemez. 3-Sözdeki kelimelerin eş anlamlısını kelimenin yerine koymak olumlu bir sonuç vermez,sözü bozar. 4-Biçim yönünden birbirlerine benzerler. * Alıntı
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| deyimlerin, ozellikleri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|