Geçmişten, günümüze kadar gelen süreçte araştırılan, bilinen ve görülen odur ki, bir devletin sosyal ve kültürel düzeyi tamamen ekonomik gücü ile ortantılıdır. Göktürk Kağanlığı‘nın ekonomik gücü eşi benzeri görülmemiş bir sosyal ve kültürel yapılanmanın günümüze kadar bize eşlik etmesine olanak sağlamış.

Bir ülkede ekonomik güç varlık gösteremezse, yoksulluk toplumun ”yazgısı” haline gelmişse; koyulan kurallar, yasalar, şartlar o ülkede sosyal düzeyin gelişmesine katkı sağlayamaz. Sosyal düzeyin yeterince gelişemediği ülkelerde ise ”eğitim ve öğrenim” ile ilgili bir kültürel aşama görülemez.

Göktürk (Kök Türk) Devleti‘nin sosyal ve kültürel dengesine baktığımızda ise yapılanma olarak çağın en ileri düzeyine ulaştığını görüyoruz.

Göktürk Ulusu’da inanç ile devlet yönetimi arasında sıkı bir bağ vardır. Bu durum Göktanrı (Tengri) inancının bir parçasıdır.

Göktürk Devleti‘nde ”inanç ile devlet yönetimi” arasında sıkı bir bağ vardır. Devlet kurma ve yönetme yetkisinin kendilerine ”tanrı” tarafından verildiğini düşünmektedirler. Bu durum ”Göktanrı” inancının bir parçasıdır. İsimleri de buradan gelmektedir. Mavi göğün rengi olduğundan dolayı kutsaldır ve tüm ibadetler yükseklerde yapılmaktadır. Bu da maviye, dolayısıyla göğe, dolayısıyla tanrıya yakın olmak içindir.

Göktürkler yazılı değil sözlü kaynaklara sahiptirler ve bu yüzden genelde onlar hakkındaki bilgi Çin yazılı kaynaklarından alınmaktadır. Gerek Çin yazılı kaynaklarından gerekse Göktürklerin sözlü geleneklerinden alınan bilgilere göre hükümdar soyuna ”Asena” denilmektedir. Yazılı ve sözlü kaynaklara göre Göktürklerin soyu dişi bir kurt olan Asena’dan gelmektedir. Kağanlığın Asena’dan türediğine inanılır.

Göktürklerde kişi ve aile yapısı farklı sınıflar ortaya çıkartmıştır.
Kişi:
1- Soya Göre,
2- Toplumda ki yerine göre,
3- Bilgi derecesine göre,
Kazanma, gelişme ve yükselme gibi olanakları kendi çabası ile elde etmekte özgürdü.

Aile yapılanması Göktürkler için en anlamlı ve en kutsal nitelikteydi.
Aile içerisinde iç görevi üstlenen ana ya da hanım, aile ocağının başı olarak güveni sağlayan baba ya da han’a karşı sorumlu olmakla birlikte, tüm hak ve yetkilere eşit oranda sahipti.

Kadınların aile yapısı ve toplum içerisinde ki yerleri o kadar değerliydi ki günümüz dünyasında dahi çoğu ulusun bu anlayışa ulaşamadığını görebiliyoruz. Bu hak, yetki ve saygı ileri düzeydeydi ve aile ocağından hükümdar katına dek birbirinin eşiti biçiminde sürdürülüyordu. Göktürk Kağanları, başkanlıkları altında toplanan kurultaylara, kraliçe anlamında “katun” deyimiyle tanımlanan hanımıyla birlikte katılır, savaş, barış ya da yönetimle ilgili kararları birlikte imzalarlardı.

Göktürk Devleti.

Göktanrı inancı günümüz sosyal dengesinin temelini ve ahlak yapısını oluşturuyor.

Göktürk töresi, toplum ve yönetim katlarının her kesiminde kadınlara eşitlik ve özgürlükle birlikte, değer ve saygının değişmez ilkelerini öngörmüştü.
Namus anlayışının temel kaynağı olan ahlak, toplumun her bir kesimine kadar, tabandan tavana oturmuş ve yerleşmişti. Kız ve erkek çocuklar, öğrenimle yükümlüydü. 15 yüzyıl sonra bile değerinden hiçbir şey yitirmeyen Göktürk alfabesi, genel ve edebi kültürü verebilecek üstün değerdeydi.

Göktürkler’de evlenmeler, kız ve erkek ailelerinin toplum içindeki yeri ve değeriyle eşit olmalarını gerektiriyordu. Soylu bir ailenin kızı, yine soylu bir aileden birinin oğluyla evlenebilirdi. Bu, aileler ve evlenen çiftler arasında uyuşma ve anlaşmayı, dolayısıyla evliliğin sürekliliği bakımlarından öngörülen ve günümüzde bile değerini koruyan ilkelerdendi. Evlilik öncesi tanışıp anlaşma gibi özellikler, ailelerin benimsedikleri koşullardandı. Günümüzde, başlık diye adlandırılan, erkek tarafının kız tarafına vermekle yükümlü olduğu para, altın ve eşya gibi değerli armağanlar, ailelerin maddi olanaklarıyla orantılı olarak verilirdi.

Comments

0 comments

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz